İçindeki hayvan

Ansızın içinden bir parçanın kopup gittiğini hissettiğinde, bil ki dünyanın herhangi bir yerinde bir benzerin o an ölmüştür. Uzakta, yakında, yanıbaşında belki ama kimse bilmez, anlamaz, anlatmaz.  – Eksik kalmış bir vedalaşmanın burukluğunu bırakır geriye. Hani çok geç bulmuş da, doyamamış, kıymetini bilememişsin gibi. Yakıtı bitince kendi içine çöken bir yıldız gibi. İçindeki karanlığı biraz ...

Cenaze nedeniyle kapalıyız

Görmüşsünüzdür; bir dükkanın kapalı kapısında veya vitrin camında “cenaze nedeniyle kapalıyız” yazısını pek çok defa. Sizin de içiniz ürperir mi bu notu görünce? Ben merak ederim. Dükkanın sahibi miydi, çalışanı mıydı, yakını mıydı, nasıl bir ölümdü, ani miydi yoksa bekleniyor muydu, genç miydi yoksa vadesi artık dolmuş muydu, çok acı çekti mi, çok acı bıraktı mı, giderken ...

Gizli İntihar Teşkilatı

İstatistiklere göre dünyada her 40 saniyede bir başarılı intihar vakası gerçekleşiyor. İstatistikler, resmi neticeyi döker önümüze bol haneli, ondalıklı hesaplarla. Fakat hayat hiç öyle değil. İstatistiklerin anlattığı söylenen gerçekliklerin büyük kısmı sanılandan çok daha ince hesaplar içeriyor. Resmi kayıtlara geçmiş intihar vakaları; bu vakaların cinsiyete, yaşa, eğitim durumuna, ikamet edilen şehre, tahmin edilen sebebe, kullanılan yönteme ve daha pek ...

Renkli rüyalar filmi

Gerçekle kurguyu tam da böyle, iç dünyamıza yelken açarak, tenimizi okşayarak harmanlayan filmlerin (hele hele içinde bir de aşk varsa!) tadına doyum olmuyor. Galiba içimizdeki çocuğa da el sallıyor, böyle filmlerdeki işte o saf ve sevimli dokunuşlar. La science des rêves (Rüya Bilimi), son yıllarda izlediğim en melodram yüklü filmlerinden biri. Şaşırtıcı, saf ve masalsı. ...

Bir köyde gökyüzü olmak

Şair İlhan Berk’e bir röportajda “ne olmak istediğini” sormuşlar; “Bir köyde gökyüzü olmak isterim” demiş. Yaşadığımız koca koca hayatlar, gökle uzayla yanyana konduğunda kum tanesi kadar küçük kalıyor değil mi? Hepimizin gökyüzünde bir yeri var yaşarken de, sonrasında da. Yüzümüzü yukarı çevirdiğimizde gökyüzünün bize ait parçası beliriyor. O gökyüzünde bazen güneşli mavilikler, göçmen kuşlar, uçurtmalar ...

Başınızı omzuna koyar gibi

En iyi arkadaşlarınız acınızı, üzüntünüzü, kederinizi paylaşır. En zor zamanlarınızda, yalnızlığınızı giderirler. Fakat bilirsiniz -veya bilmiyorsanız da yaşayarak öğrenirsiniz- ki acı bölüşülünce azalmaz, hatta yayılarak çoğalır. Sizin kederiniz, mutsuzluğunuz en yakınınızdakinin üzerine sıçrar, artık onun da gözlerine geçmiştir, bir süredir gözlerinizi örten bulutlar. Bu yüzden sizi sadece dinleyecek, acınıza ortak olacak, bu acıyı ve kederi kendi içinde hissedecek ...

Ayağı kırılmış bir at

Ayağı kırılan atları vurup öldürürler. Bazı aşklar tam da öyle biter. Bilirsiniz artık yürümeyecektir. Gözünüzü kapatıp ateşlersiniz silahınızı. Elinize kan bulaşır. Evet, yürümeyecekti dersiniz. İçiniz ferahlasın istersiniz bir an önce. Ama kolay değildir, gözlerinizin içine bakan bir atı öldürmek. Elinize kan bulaşmıştır artık. Öyle kolayca sıyrılamazsınız bu işten, unutamazsınız, gözleri gözlerinizden gitmez. Rüyalarınıza sokulur terli gecelerinizde. ...

Birlikte söylediğimiz şarkılar

Şiirler, şarkılar, filmler her geçen yıl biraz daha fazla incitir bizi. Hayat mutlulukları ne kadar çok tattırsa da, en çok acılarımızı taşırız koynumuzda. Acılarını insan daha özenli saklıyor, tuhaf bir değeri oluyor bu acıların. Çok şey öğrettiğinden mi yoksa unutmaya kıyamadığımız kadar değerli hatıraları yüklendiğinden mi bilinmez; aldığımız yaraları, hiç iyileşmemesini ve izlerinin silinmemesini isteyecek ...

İnsanoğlunun şafağında seslerin dili

Muhtemelen insanoğlu konuşmadan önce iletişim için yine sesleri kullanıyordu. Fakat kensi seslerini değil. Doğada buldukları nesnelerin seslerinden faydalanıyorlardı. Ağaç kovuğuna, taşa, bir hayvanın gövdesine elleriyle farklı şiddetlerde ve farklı şekillerde vurarak yeni sesler keşfettiler. Sonra nefesleriyle nesnelere ses verdiler. Cansız varlıklara bu sayede ruh kazandırdıklarına inandılar. Bu seslerle bir dil oluşturdular. Bu dili kullanarak anlaştılar, ...

Rüstem ile Dilasa

Acı çektirdiğiniz birinden size acımasını beklemeyin.  Bir seyyah, dağlar ve çöller aşarak uzaklardan haber getiren ulak Rüstem’in yolu bu defa uzundu. Birkaç defa atını ölümün üzerine sürmek zorunda kaldı. Yolda geçirdiği son gece kendisi gibi bir yolcuyla karşılaştı. Rüstem ekmeğini bölüştü yaşlı adamla. Ayrı yollara doğru düşmek üzere vedalaştılar. Doğduğu şehre ölmeye gitmek üzere yollara ...

Kimseye yaranamadım

Hayatım boyunca iyi bir insan olarak kalmaya çalıştım. Çok insanı mutlu ettim. Çok insanın hayatında önemli katkılarım oldu. Benden haberi olmayan, kimselere söylemeden iyilik yaptığım insanlar oldu. Dedim ya, iyi bir insan olarak kalmak istedim sadece. İşimde de, özel hayatımda da başarmak için hileye hurdaya başvurmadım; her sabah aynaya bakarken yüzümde o “iyi insan olarak ...

Ölüm bizim evimizdir

Bazı mezarlıklar, geceleri karanlık değildir. O mezarlıkların gece ziyaretçileri vardır. Ellerinde fenerler, mumlar, meşaleler, şarap şişeleri. Kadehlerle aydınlatırlar mezarlığı. Arkasına ağlamalar gizlenmiş gülüşlerle… Hayatın gelip geçiciliğine karşı umursamaz durmaya çalışırken bile aslında onun oyununa geliriz ya; işte bunu anlamak insanda bir çaresizlik girdabı doğuruyor. Genetiğimize, DNA’larımıza işlemiş binlerce yıllık korkular, kaygılar, iç sıkıntıları en çok da ...

Mutluluk hastalığı

Edip Cansever’in olağanüstü şiiri Ben Ruhi Bey Nasılım, “Niye ölmemeli öyleyse / Yaşamak mutlu bir devinimse.” dizeleriyle bitiyor, korodan önceki son bölümde.  Hayattaki pek çok duyguda olduğu gibi, mutluluk da alabildiğine göreceli, insandan insana, kültürden kültüre değişiyor. Nedir mesela sizi mutlu eden veya eksikliğiyle mutsuzlaştığınız şeyler? Eşyadan bahsedecek olursak; ev, otomobil, yazlık, tekne, bir Fender Stratocaster gitar ...

Çöl, rüzgâr, yıldızlar

Çocukken her gece uyumadan önce balkonda bir süre yıldızları seyreder, uzun süre baktığımda bana yaklaştıklarını düşünürdüm. Gördüğüm binlerce yıldız arasında kendime bir tanesini seçer, onun benim yıldızım olduğunu hayal ederdim. En parlak veya en büyük yıldız olmazdı çoğunlukla. Ama benimdi. Uyumaya giderken el sallar, “iyi geceler güzel yıldız” derdim. Aradan yıllar geçti. Yıldızlarla vedalaşalı çok ...

Gece otobüsü

Bir gece otobüsüne bindiğimizi hayal et. Birkaç şehir birden geçerek São Paulo’ya varıyoruz. Bilmem kaç gün kalıyoruz bu muhteşem şehirde. Oradan yine otobüsle Santa Caterina’ya giderken bu şarkı çalıyor radyoda. İncecik bir sigara sarıp yakıyorsun, otobüsün penceresi yarıya kadar açık. Dışarıda zifiri karanlık. Sen pencereden dışarıyı seyrediyorsun, ben seni. Rüzgarın taradığı ince telli saçlarını. Omzumda ...

Karanlık oda

Çoğunlukla karşılaşmalar ve geniş arkadaş buluşmalarında bir araya gelirdik. Murat’la, Beşiktaş’ta bir kafede karşılaştığımda yanımda en yakın arkadaşlarımdan biri vardı. Masasının yanından geçtiğimiz sırada sesimizden tanıyıp seslendi. Bir arkadaşını bekliyordu, seve seve kabul edip ona eşlik etmek üzere masasındaki iki boş sandalyeye oturduk. Mezun olup avukatlık için büyük bir adım daha atmasına az bir zaman kalmıştı ...

Suret-i endâm

Patrick Süskind’in müthiş romanı Das Parfum, koku duyusu olağanüstü seviyede olan Jean-Baptiste Grenouille adlı yarı deli bir adamın sıra dışı hikâyesini anlatıyor. Metrelerce mesafeden herhangi bir şeyin kokusunu tüm ayrıntılarıyla alabilen Grenouille’in en büyük sorunu, kendi kokusunu alamaması. Ömrü boyunca kendi kokusunu arar kahramanımız; genç kızların bedenlerindeki kokuyu çalma derdine düştüğünde de. Hayatın bir yansıması bir bakıma ...

Deniz kabukları

Çoğunlukla iyi bir dert ortağı, iyi bir dinleyici oldum. Bu sebepten omzumda çok arkadaşım ağladı. Hayata ve ilişkilere dair öğrendiklerimde büyük payı var her birinin. Yanınızda biri acı çekerken, hayata karşı daha sağlam duruyorsunuz. Çünkü onun size yaslanmaya ihtiyacı var. Onlardan biri, beni 5 yıl arayla iki defa arayıp aynı ses tonuyla “orada mısın?” dedi. ...

Kraków

2004’ten beri üzerinde çalıştığım ve bir türlü bitiremediğim romanımdan kısa bir bölüm. Bazı hatıralar, hayatımızda önemi olmayan bir şehri, atlaslarımızın başkenti haline getirir. Oraya giden trenler, uçaklar ve yorgun otobüsler için bilet yok. O şehir size yasak. O şehrin caddelerine, parklarına, sokaklarına, kedilerine, mezarlıklarına, kafelerine, restoranlarına, delilerine, sinemalarına, sokak satıcılarına yasaklısınız. Onu ilk ziyaret edişimdi. ...

Ben hayatta en çok oğlumu özlerim

Özlemenin türleri var. Hiç yokken, durduk yere aklınıza gelen özlemeler olasıdır, ziyaret eder ve giderler. Kimini de ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda özlersiniz. O sırada yanında olmak, kollarına ve gözlerine sığınmak istersiniz. Fakat öyle özlemeler vardır ki; hep aklınızda, hep gözlerinizde, daima teninizde yaşar. Tüm bedeninizde ve ruhunuzda hissedersiniz bu sonsuz hasreti. Hiç bitmeyen, şiddeti hiç azalmayan ...

İlk göz muayenesi, kaydırak, Melek abla ve kitapları

Çocukluğumdan beri gözlüklüyüm. Gözlerimdeki kusur, günlük yaşamımı güçleştirecek denli vahim olmasa da, gözlüksüz yapamıyorum. Bir defasında lens denedim ama akşam ve sabah ritüellerinin asla bana göre olmadığına kanaat getirip dört gözlü dünyama geri döndüm birkaç gün içinde. Çoğu insanın aksine, ben gözlüklü olmayı hep sevdim. Dalga geçilmesine hiç aldırmadım. Bazı eşyalar insanın bir parçası oluyor, ...

Gurbete kaçacağım, o lacivert ülkeye

“Gurbete kaçacağım,  o lacivert ülkeye” diye başlıyor şarkı. Çocukluğumun kasetlerinden biri olan Akdeniz Akdeniz’deki tüm diğer şarkılar gibi, Gurbete Kaçacağım da ben büyüdükçe çalıp durdu yanımda. Haytalık yıllarımda tanıdığım -bir akraba mı desem, aile dostu mu desem, arkadaşım mı desem- biri sebebiyle bu şarkının benim için bambaşka bir anlamı var. Henüz seksenlerin sonları olsa gerek. ...

Biri olmalı

Biri olmalı. Yaslanmak, sarılmak, dokunmak, tutunmak, elini tutmak, okşamak, dur gitme demek, gidiyorum demek, gitmemek, gidememek için. Biri olmalı. Yalnızlık, bir insanın tek başına altından kalkamayacağı kadar ağır bir şeydir. Kalktınız diyelim, üstesinden geldiniz tebrikler. Peki ne kaldı sonrasına? Sizden ne kaldı geriye? Hayatta paylaşamadığınız hiçbir şeyin anlamı yoktur. İyi veya kötü, hiçbir şey… Tek başınıza yapacağınız hiçbir hesap, size sonuç olarak 1’den fazlasını ...

İç acıların toplamı

O evde, Hamburg’un uzak ve pis bir mahallesinde, badanası kabarmış ve sıvası derin çatlaklarla dökülmüş işgal evinde tamamen yabancısı olduğum insanlarla yaşıyorum. Kaç gün, kaç hafta… Neden ve nereden geldiğimi, ne kadar kalacağımı soran kimse yok. İşleyişe tamamen uymam hiç sorun olmuyor. Çünkü bir işleyiş yok. Evin içi ne kadar soluk ve griyse, dışı o ...

Bir kadın bir erkekten ne ister sorusuna birkaç küçük yanıt

Özgür ruhlu erkekleri sever kadınlar. Belki de serseri karakterlere vurulmalarının bir sebebi de o yabanilikleri, o evcilleştirilemez olmalarıdır. En munis, en sakin, en huzur seven kadının bile kalbinin bir köşesinde o serseriye ait bir yer vardır. Sonradan kazanılamayan, karaktere doğuştan ilişmiş, genetiğe kodlanmış bir özelliğin kadınlar için böylesine müstesna bir anlam taşıması erkekler açısından bir ...

Boş ev

Bir evden taşınırken, eşyaları çıkardıktan sonra bomboş odalara son bir defa baktığınız o an, orada yaşananlar gözünüzün önünden geçip gider. Tek kişilik bir tören, son defa kapıyı çekip çıkmak, yeni duvarlara asılan yeni takvimler… Bir evi eşyaların değil de, duvarların var ediyor olduğunu işte o an anlarsınız. Çünkü o ana kadar “evim” dediğiniz o yer, ...

Hayat hep çalışmadığımız yerden soruyor

İngiltere’nin güney doğusunda, Brighton şehrinin La Manche mahallesindeki iskelede kuşlar günbatımında topluca bir ayine başlıyor. Deniz ve gökyüzü durgun, uykuya çekilmek üzere. İnsanlar evlerinde. Dışarıda sadece kuşlar var. Ve onları fotoğraflayan bir yabancı. Böyle bir görüntü bazı yerler için sürpriz değildir. Bilirsiniz ki o kuşlar tam da bu saatlerde çıkagelecektir. Şayet bölgenin yabancısı iseniz bu ...

L’enfance

Geldim, kapını çaldım. Gitmiştin. Deniz kokusuyla doluydu veranda. Deniz hep benden önce gelmiştir gittiğim yerlere. Birkaç söz söylemek için gelmiştim. Sesini dinledim. Çocuk sesini. Birkaç adım, kapının eşiğinden içeriye doğru. Mevsimlerden yazdı ama kış gibi sessizdi sahil. Burası sanki hep öyleydi. Öyleydi de ben bilmiyordum. Tahtaları gıcırdayan verandadaki sandalyede oturdum. Dinlendim. Gözlerimi kapattım. Belki de ...

İnsanın acısı

İnsanın acısı hiç bir şeye benzemez. İnsan acısı ağaç olur, su olur, dağ olur. İnsanın acısına hiç bir şey dayanmaz. Su kurur, taş sessiz kalır, dağ acıyla inler. İnsan kadar naif, insan kadar zalim canlı yoktur. Bundandır ki en güzel sevgi, en acımasız zulüm insandan gelir.        

Ah kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya

Başlıktaki söz, Gülten Akın’ın bir şiirinin ilk dizesi. “İlkyaz” adında çok güzel bir şiir. Kabul, herkesten ince şeyleri anlamasını beklemek hata olur. Hepimiz zaman zaman kendimizi bu durumda bulabiliriz. Farkında olmadan, bunu anlamayacak kadar başka şeylerle meşgulken her şey olup biter. Hayat, bizim durup baktığımızda gördüklerimizden ibaret aslında. Farkına varamadıklarımızdan, göremediklerimizden, duyamadıklarımızdan haberimiz yok. Başkalarının ...