Çoğunlukla karşılaşmalar ve geniş arkadaş buluşmalarında bir araya gelirdik. Murat’la Beşiktaş’ta bir kafede karşılaştığımda yanımda en yakın arkadaşlarımdan biri vardı. Sesimi duyup seslenmişti. Bir arkadaşını bekliyordu, seve seve kabul edip ona eşlik ettik. Avukat olmasına az bir zaman kalmıştı, heyecanı her halinden belliydi. Ana gündemimiz de elbette bu oldu. Cep telefonunun olmadığı yıllar. Beklediği kişi [...]
Patrick Süskind’in müthiş romanı Das Parfum, koku duyusu olağanüstü seviyede olan Jean-Baptiste Grenouille adlı yarı deli bir adamın sıra dışı hikâyesini anlatıyor. Metrelerce mesafeden herhangi bir şeyin kokusunu tüm ayrıntılarıyla alabilen Grenouille’in en büyük sorunu, kendi kokusunu alamaması. Ömrü boyunca kendi kokusunu arar kahramanımız; genç kızların bedenlerindeki kokuyu çalma derdine düştüğünde de. Hayatın bir yansıması bir bakıma [...]
Çoğunlukla iyi bir dert ortağı, iyi bir dinleyici oldum. Bu sebepten omzumda çok arkadaşım ağladı. Hayata ve ilişkilere dair öğrendiklerimde büyük payı var her birinin. Yanınızda biri acı çekerken, hayata karşı daha sağlam duruyorsunuz. Çünkü onun size yaslanmaya ihtiyacı var. Onlardan biri, beni 5 yıl arayla iki defa arayıp aynı ses tonuyla “orada mısın?” dedi. [...]
2004′ten beri üzerinde çalıştığım ve bir türlü bitiremediğim romanımdan kısa bir bölüm. Bazı hatıralar, hayatımızda önemi olmayan bir şehri, atlaslarımızın başkenti haline getirir. Oraya giden trenler, uçaklar ve yorgun otobüsler için bilet yok. O şehir size yasak. O şehrin caddelerine, parklarına, sokaklarına, kedilerine, mezarlıklarına, kafelerine, restoranlarına, delilerine, sinemalarına, sokak satıcılarına yasaklısınız. Onu ilk ziyaret edişimdi. [...]
Özlemenin türleri var. Hiç yokken, durduk yere aklınıza gelen özlemeler olasıdır, ziyaret eder ve giderler. Kimini de ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda özlersiniz. O sırada yanında olmak, kollarına ve gözlerine sığınmak istersiniz. Fakat öyle özlemeler vardır ki; hep aklınızda, hep gözlerinizde, daima teninizde yaşar. Tüm bedeninizde ve ruhunuzda hissedersiniz bu sonsuz hasreti. Hiç bitmeyen, şiddeti hiç azalmayan [...]
Çocukluğumdan beri gözlüklüyüm. Gözlerimdeki kusur, günlük yaşamımı güçleştirecek denli vahim olmasa da, gözlüksüz yapamıyorum. Bir defasında lens denedim ama akşam ve sabah ritüellerinin asla bana göre olmadığına kanaat getirip dört gözlü dünyama geri döndüm birkaç gün içinde. Çoğu insanın aksine, ben gözlüklü olmayı hep sevdim. Dalga geçilmesine hiç aldırmadım. Bazı eşyalar insanın bir parçası oluyor, [...]
“Gurbete kaçacağım, o lacivert ülkeye” diye başlıyor şarkı. Çocukluğumun kasetlerinden biri olan Akdeniz Akdeniz’deki tüm diğer şarkılar gibi, Gurbete Kaçacağım da ben büyüdükçe çalıp durdu yanımda. Haytalık yıllarımda tanıdığım -bir akraba mı desem, aile dostu mu desem, arkadaşım mı desem- biri sebebiyle bu şarkının benim için bambaşka bir anlamı var. Henüz seksenlerin sonları olsa gerek. [...]
Biri olmalı. İnsan evcil bir hayvan. Yalnız yaşamaya müsait değil hiçbir hali. Biri olmalı. Yaslanmak, sarılmak, dokunmak, tutunmak, elini tutmak, okşamak, dur gitme demek, gidiyorum demek, gitmemek, gidememek için. Biri olmalı. Hayat, bir insanın tek başına altından kalkamayacağı kadar ağır bir şeydir. Kalktınız diyelim, üstesinden geldiniz tebrikler. Peki ne kaldı sonrasına? Sizden ne kaldı geriye? Hayatta paylaşamadığınız hiçbir şeyin anlamı yoktur. İyi veya kötü, [...]
O evde, Hamburg’un uzak ve pis bir mahallesinde, badanası kabarmış ve sıvası derin çatlaklarla dökülmüş işgal evinde tamamen yabancısı olduğum insanlarla yaşıyorum. Kaç gün, kaç hafta… Neden ve nereden geldiğimi, ne kadar kalacağımı soran kimse yok. İşleyişe tamamen uymam hiç sorun olmuyor. Çünkü bir işleyiş yok. Evin içi ne kadar soluk ve griyse, dışı o [...]
Bir evden taşınırken, eşyaları çıkardıktan sonra bomboş odalara son bir defa baktığınız o an, orada yaşananlar gözünüzün önünden geçip gider. Tek kişilik bir tören, son defa kapıyı çekip çıkmak, yeni duvarlara asılan yeni takvimler… Bir evi eşyaların değil de, duvarların var ediyor olduğunu işte o an anlarsınız. Çünkü o ana kadar “evim” dediğiniz o yer, [...]
İngiltere’nin güney doğusunda, Brighton şehrinin La Manche mahallesindeki iskelede kuşlar günbatımında topluca bir ayine başlıyor. Deniz ve gökyüzü durgun, uykuya çekilmek üzere. İnsanlar evlerinde. Dışarıda sadece kuşlar var. Ve onları fotoğraflayan bir yabancı. Böyle bir görüntü bazı yerler için sürpriz değildir. Bilirsiniz ki o kuşlar tam da bu saatlerde çıkagelecektir. Şayet bölgenin yabancısı iseniz bu [...]
Geldim, kapını çaldım. Gitmiştin. Deniz kokusuyla doluydu veranda. Deniz hep benden önce gelmiştir gittiğim yerlere. Birkaç söz söylemek için gelmiştim. Sesini dinledim. Çocuk sesini. Birkaç adım, kapının eşiğinden içeriye doğru. Mevsimlerden yazdı ama kış gibi sessizdi sahil. Burası sanki hep öyleydi. Öyleydi de ben bilmiyordum. Tahtaları gıcırdayan verandadaki sandalyede oturdum. Dinlendim. Gözlerimi kapattım. Belki de [...]
İnsanın acısı hiç bir şeye benzemez. İnsan acısı ağaç olur, su olur, dağ olur. İnsanın acısına hiç bir şey dayanmaz. Su kurur, taş sessiz kalır, dağ acıyla inler. İnsan kadar naif, insan kadar zalim canlı yoktur. Bundandır ki en güzel sevgi, en acımasız zulüm insandan gelir.
Başlıktaki söz, Gülten Akın’ın bir şiirinin ilk dizesi. “İlkyaz” adında çok güzel bir şiir. Kabul, herkesten ince şeyleri anlamasını beklemek hata olur. Hepimiz zaman zaman kendimizi bu durumda bulabiliriz. Farkında olmadan, bunu anlamayacak kadar başka şeylerle meşgulken her şey olup biter. Hayat, bizim durup baktığımızda gördüklerimizden ibaret aslında. Farkına varamadıklarımızdan, göremediklerimizden, duyamadıklarımızdan haberimiz yok. Başkalarının [...]
En son ne zaman kendiniz oldunuz? Sadece kendiniz ama! Birinin sevgilisi, çocuğu, karısı-kocası, annesi-babası, kardeşi, arkadaşı, çalışanı değil. Sadece kendiniz olduğunuz zamanları düşünün. Hayat size bu fırsatı tanıyor mu? Elleriniz cepte bir sokakta yürüme süresi, deniz kıyısında oturup bir geminin geçip gidişini seyretme süresi, bir kedinin uyanışını seyretme süresi de olur bakın. Mutluluk küçük anlarda [...]
Tek sözü, tek davranışıyla bir insanı yargılamak, yaftalamak, onun hakkında genel bir intiba oluşturmak ne büyük hata. İnsanı tanımak öyle kolay bir şey mi? Kıta gibi insanlar var. Yıllarca tanısanız farklı coğrafyalarını keşfedersiniz. Her bir sözünün, her bir davranışının arkasında dağlar, ovalar, göller bulursunuz. Sokaklarında ve caddelerinde kaybolmak için onun aleminde kısa bir tur atmanız [...]
Bugün kürtajın cinayet olduğunu söyleyenler, düne kadar binlerce kadın cinayetine ve şiddete seyirci kalmakla yetindi. Bu ülkede kadınların yerdeki kanı henüz kurumadan, onların yaraları iyileşmeden ülkenin başbakanı sırf yapay gündem oluşturmak uğruna bir kez daha vatandaşını hedef alıyor. “Kürtaj cinayettir” sözünün arkasında bir takım yasakların hazırlıkları yatıyor besbelli. Nabzı yokluyorlar her zamanki gibi. Kürtajın doğruluğunu [...]
Orta Çağ döneminde, İngiltere’de yaygın bir inanışa göre soyluların kanları mavi imiş. Bu rivayetin pek çok farklı hikâyesi var. Alabildiğine beyaz tenli soyluların kan damarlarının belirgin biçimde görünmesi ve -aslında soylu olmayanlardaki gibi- damarların mavi renge sahip olması en yaygın bilinen sebep. Fakat iş bununla bitmiyor. O dönemden sonra da yaşayan ve günümüzde İngiltere’de zengin [...]
Bu blog’da, ben Erdal Kaplanseren’in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. İyi eğlenceler…
Daha fazla bilgi şurada.