Arşiv: Aralık, 2011
Az bir zamanınız kalmıştır. Bir şeyleri bir an önce yaşamak ve her şeyi sizden sonrasına ayarlamak için vaktiniz daralmaktadır. Geriye doğru sayılan yıllar aylara, aylar haftalara, haftalar da günlere dönmüştür. İçiniz sıkılır; hiçbir şey eski tadını vermemektedir artık. Ne bileyim. Mesela çok sevdiğiniz bir şehirde yağmurdan ıslanmış taşlara basarak yürümek, bir kafede oturmak, Tom Waits’in sesi gibi koyu bir fincan [...]
Bu sonbahar San Francisco’da kısa ama güzel bir gün geçirdim. Yakın bir arkadaşım Timur’la öğleden sonra Golden Gate’i seyretmek üzere yola koyulduk. Parka vardığımızda bizi kararlı bir sis karşıladı. Hiç canımızı sıkmadık. Çimlere uzandık, zamanın geçmesini bekledik sabırla. Biliyoruz ki güneş çökünce sis dağılacak, bize billur bir gökyüzü kalacak. Orada birkaç saat oyalandık. Güneş aldı yükünü gitti, bizi manzarayla baş [...]
Kime Brüksel’den bahsetsem, hemen ne kadar kasvetli, renksiz, kapalı, heyecansız, cansız olduğundan dem vurur ve güzel sözler söylüyorsam “of ne buluyorsun o sıkıcı şehirde” gibi bir cümleyle de yüzlerini ekşitirler. Şu ana kadar Brüksel’den güzel sözlerle bahseden birkaç insan tanıdım. Şu ana kadar dört defa Brüksel’e gitme şansım oldu. İkisi iş içindi. İki defa da ben bilerek ve isteyerek gittim. [...]
Hayat nedir? Hangi kısmıdır yaşadıklarımızın? Ne kadarı bize, ne kadarı başkalarına aittir? Hayat bir ömrün kaçta kaçıdır? Kaçanlar da hayata dâhil midir? Yoksa hayat sadece yakalayabildiklerimiz veya yakalandıklarımız mıdır? Neyle ölçülür en başta? Zamanla mı? Yoksa mesafelerle mi ölçersiniz bir uzaklığı? Sizin ona geç, onun size erken kalması da bir oyunu değil mi hayatın? Yoksa siz hiç yalnız kalmadınız mı; [...]
“Allah büyük ama kayık küçük” derler Karadeniz’in doğusunda insanlar. Karadeniz’de bırakın bir kayığı, dev gemiler bile küçücük kalır. Sinop’tan başlar, ta Hopa’ya kadar devam eder Karadeniz’in doğusu. Sanki deniz orada daha bir heyecanlı, daha bir hırçın döver kıyıları. Karadeniz’de gemiler neden batar? Kaza mı? Belki. Fırtına da olabilir belki. Fakat bence Karadeniz’de gemiler en çok hüzünden batar, hüzünden. Bu yüzden [...]
Pencereden sızan güneş ışığıyla en son ne zaman uyanmıştınız? Ben hatırlamıyorum. Gözlerimin perdelerini araladığımda o mutlu aydınlık beni karşılardı. Çocukluğumda mı kaldı yoksa? Bilmiyorum. Yatak odasının penceresi doğuya bakıyor halbuki. Güneş sızamıyor demek içeri. Belki de çok yoruldum, uyandıramıyor beni, bu da olabilir. Güneşin altında hafif bir uyku, binlerce defa uyanmak gibi. Bir bankta, çimenlerde, şezlongda veya kafede bir sandalyede [...]
Ölüm, hayatın en soğuk ve en acı sürprizlerini hazırlıyor. Değiştiremeyeceğimiz, çoğu zaman gelişine engel olamadığımız bir gerçek. Yakınımızda, cebimizde, yanıbaşımızda. Geliyor, vuruyor, yıkıyor, yakıyor. Sonra, aradan günler-aylar-yıllar geçiyor. “Hayat devam ediyor” diyorlar ya; devam ediyor mu gerçekten? Hayat denebilir mi artık bu yaşanana? O olmadan nefes aldığınızda, onun nefes almadığı ve kalbinin atmadığı bir güne başladığınızda diyebilir misiniz “Evet, hayat [...]
Sevdiği işi yapan insanları hep şanslı bulmuşumdur. Ben de onlardan biriyim. 19 yaşımdan beri gazetecilik mesleğinin içindeyim. Hayatımı yazarak ve yayın yöneterek kazandım. Başka bir mesleğe sahip olmayı hiç düşünmedim. En azından şimdiye kadar İnsan orta yaşlara adım adım yaklaşırken, hayatında bazı ince ayarlara ihtiyaç duyuyor. Belki de kendi hayatımızın dizginlerini yeni yeni tutuyoruz bu yaşlarda. Tesadüfler, fırsatlar, biraz da [...]
Sizin de benim gibi bahçeniz yoksa, çiçekleriniz için pencere pervazları ve balkon korkulukları mecburi ikametgahlar olur. Akvaryumculuğa benzetiyorum çiçek büyütmeyi. Aynı dinginlik, aynı sakinlik, aynı sabır ve titizlik var. Çok sevmeme rağmen istediğim kadar vakit ayıramasam da, çiçeklerin dilini bildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Çiçeklerle konuşmak gibi bir huyunuz yoksa da, o görüntüye aşinasınızdır, bir şekilde şahit olmuşsunuzdur. Çiçekleri sularken, [...]
Karşı apartmanda ikamet eden hayvan dostlarımızla balkondan balkona kurduğum bir iletişim var. Genellikle pencereden seyrediyorum onları. Munis bir kedi, oyun özlemiyle yanıp tutuşan bir köpek. İkisi de evin dışında, caddede akan hayata bakıp duruyorlar günün farklı saatlerinde. Birbirlerinin farkındalar mı bilmiyorum. Bir de adam var. Balkona sigara içmek için çıkıyor. Emekliliğin tadını mı çıkarıyor yoksa bunca yıllık çalışma hayatından sonra [...]
Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12