Anneler, babalar ve büyük çocuklar

HAYAT

Dedem öldüğünde hepimiz çok üzülmüştük fakat annemin yaşadığı üzüntüyü çocuk aklımla bile çok derinden hissetmiştim. Aradan haftalar geçmişti ama hâlâ anneme sarılmaya çekiniyordum. Çünkü ne zaman ona sarılsam beni göğsüne bastırıp hıçkıra hıçkıra, bir çocuk gibi ağlıyordu. Çocuktu, babasını kaybetmişti.

Galiba anne-babasını yitirmek, insanın içine ilk düşen korku. Annesinin bedenini terk ettiğinde başlayan ve hiç bitmeyen bir korku.

Bir arkadaşım anlatmıştı; 80’li yaşlarında olan babaannesiyle sohbet ederlerken, kadıncağız bir anda durup, “benim de annem-babam vardı” diyerek ağlamaya başlamış. İnsanın anne ve babası onu çocuk kılıyor. Aradan ne kadar zaman geçmiş olsa da, ne kadar büyüsek de, yanımızda olsalar da olmasalar da…

Çocukluğumdan aklımda kalmış en berrak anılar arasında yılbaşı kutlamalarımız önemli bir yer tutuyor. Bazen akraba ve komşular da katılır, yılda bir defa herkes tüm acılarını ve hüzünlerini bir kenara koyup ağız dolusu gülerek mutlu olurdu.

O yılbaşı kutlamalarından birinde, büyükler kahkahalarla gülüp eğlenirken ben durmuş anneme ve babama bakıyordum. Mutlulukları beni de neşelendirmişti. Onlarsız ne yaparım diye bir kaygı belirdi birden içimde.

Ardından babamı düşündüm. O zamanlar annemin babası ve annesi hayattaydı. Fakat babamınkileri ben hatırlamıyordum. Uzun zaman önce ölmüşlerdi. Aklım almıyordu; babasını ve annesini kaybetmiş bir insan nasıl gülebilirdi, nasıl mutlu olabilirdi ki hayatının kalanında? Hemen sonra ayırdına vardım; demek ki insan acılara alışıyordu, o acılarla yaşamayı ve farklı şeylerden mutlu olmayı öğrenebiliyordu. Bu şaşırtıcı hayat gerçeğiyle yüzleşmiştim 6-7 yaşlarımda.

Bu gerçeği kendi kendime keşfetmek içimde müthiş bir üzüntüye sebep olsa da, yaşanan acılarla bir şekilde baş etmenin yollarının da bulunduğunu düşünüp sevinmiştim. Bir çocuksanız bilirsiniz ki sizin için gelecek pek çok mutlulukla birlikte, üzüntü verici deneyimleri de garanti ediyor. Korkmanın faydası yok; bunlar yaşanacak. Yaşayıp öğreneceğiz, bu acıların içinden nasıl sağsalim çıkılıyorsa.

Babam henüz yeni doğmuş bir bebekken annesini kaybetmiş; yüzünü görmemiş, kokusunu içine çekmemiş, kucağında uykulara dalmamış, anasının kuzusu hiç olmamış. Annesiz veya üvey anneyle büyümenin örselenmiş çocukluğunda babam, hayatının ilerleyen yıllarında annesini kaybetmek gibi bir hissi yaşamadı çünkü doğuştan kaybetmişti onu.

Annemin babasını kaybedişi, hepimiz için çok büyük bir travmaydı. Hulusi Kentmen’e benzettiğim bıyığı, sesi, bakışları ve gülüşüyle; anlattığı masallarla, çocuk olup bizle oynamasıyla, binlerce anıyla hayatımıza yayılmıştı dedem.

İyi ki dedem oldu ama keşke bizle biraz daha kalsaydı. Rüzgar gibi geçen haytalık ve gençlik yıllarıma dönüp baktığımda görüyorum ki, belki de hayatımda en çok onun eksikliğini hissettim. Ben kocaman adam olup bir gazetede editörlük yaparken, çıkardığımız ekte yer alacak öğretici serideki tonton amca karaktere onun adını verecektim.

Bence insanların acıları geçmiyor. Sadece bu acılarla yaşamanın yollarını buluyorlar. Çünkü herkesin dediği gibi; hayat devam ediyor. En azından başkaları için. Ve o başkalarının hayatında yeriniz varsa, sizin için de devam etmeli. Öyleyse onarmaya ve yeni yollar bulmaya devam…

Babam, annesini kaybetmenin acısını bir çocukluk boyunca derinden yaşadı muhtemelen ve bir zaman sonra bu acıyla yaşamaya alıştı. Annesiz büyümüş bir baba ile çocukluğunda sadece babasından şefkat görmüş bir annenin çocuğuyum. İkisi de aslında anne sevgisinden mahrum büyüdüler. Ben annemle ve babamla büyüdüm fakat galiba özlerinde hissettikleri eksiliğin bir burukluğu içimde bir yerlerde usulca duruyor.

Anneannemle hiç özel bir ilişkim olmadı. Çocukken bir yaz tatilinin birkaç haftasını yanında geçirdiğimde farklı dünyaların insanları olduğumuzu anlamış, bana karşı hiçbir sevgi ve merhamet duygusunu içinde barındırmadığına dair güçlü bir inanç geliştirmiştim. Ona kızgın veya küskün değildim kalan yıllar boyunca ama ona karşı içimde başka da bir şey yoktu.

Anneannemi yaklaşık iki yıl önce kaybettik. Dedemi kaybetmemizden 22 yıl sonra. Ölüm haberini aldığımda üzüldüm fakat aklımdan hızlıca o klasikleşmiş “zaten çok yaşlıydı ve hastalıkları acı veriyordu” avuntusu geçti.

Ertesi gün cenazesine gittiğimde de üzerimde aynı serinkanlılık hakimdi. Sadece düğünlerde ve cenazelerde karşılaştığım akrabalarımın alt metinde hayırsızlık suçlamaları duran konuşmalarını dinliyordum.

O sırada birkaç metre ötemde, insanların omuzlarının üzerinde anneannemin tabutu belirdi. Cenaze aracına doğru taşırlarken, tabutunun önüne sarılmış yemenisini gördüğümde hıçkıra hıçkıra, sarsılarak, bir çocuk gibi ağlamaya başladım.

O an anladım ki çocuktum, annemin annesini kaybetmiştim.


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog’da, ben Erdal Kaplanseren’in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. İyi eğlenceler…
Daha fazla bilgi Hakkımda sayfasında. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir