Başınızı omzuna koyar gibi

HAYAT

En iyi arkadaşlarınız acınızı, üzüntünüzü, kederinizi paylaşır. En zor zamanlarınızda, yalnızlığınızı giderirler. Fakat bilirsiniz -veya bilmiyorsanız da yaşayarak öğrenirsiniz- ki acı bölüşülünce azalmaz, hatta yayılarak çoğalır. Sizin kederiniz, mutsuzluğunuz en yakınınızdakinin üzerine sıçrar, artık onun da gözlerine geçmiştir, bir süredir gözlerinizi örten bulutlar. Bu yüzden sizi sadece dinleyecek, acınıza ortak olacak, bu acıyı ve kederi kendi içinde hissedecek arkadaşlar ne yazık ki ilacınız, dermanınız değildir.

Bazı insanlarsa acıyı dindirmenin türlü yollarını bilir. Bir tabibin hastasını elleriyle, gözleriyle, kulaklarıyla dinlemesi gibi dinler sizi. Sesinizdeki küçük bir kırılmayı duyar, ellerinizi masanın üzerine koyuşunuzdan anlar iyi olmadığınızı, size sarılır omzunda ağlayasınız diye. Bunları yaparken sizi hem dinler, hem iyileştirir. Sesinizdeki kırılmayı duyduğu an size bir masal anlatmaya başlar. Önce anlam veremezsiniz; fakat bu kısa masalın sonunda, neden size bin teselli vermek yerine bir masal anlattığının ayırdına varırsınız. İki elinizin masanın üzerinde tek bir elmiş gibi yapayalnız duruşunu görür ve ellerinizi tutar, sarmalar. Şimdi onun iki elinin içinde tek bir el olarak durursunuz. Size o masalı anlatırken bir yandan dost elleriyle ısıtır buz tutmuş parmaklarınızı. Masal bittiğinde siz tam bir şey söylemek için yutkunduğunuz an, söyleyeceğiniz şeyi gözleriniz önceden haber verdiği için kollarını açıp size sarılır. Başınızı omzuna koyar ve siz ne kadar isterseniz o kadar ağlarsınız. Yorgun atlar gibi dinlenirsiniz onun omzunda.

Alışıldık sözcükler, acınızı paylaşması, sizinle birlikte acı çekmesi en son ihtiyaç duyacağınız şeylerdir böyle zamanlarda. İstersiniz ki onunla konuşmak, onunla zaman geçirmek, sesini duymak, gözlerine bakmak, dokunmak size iyi gelsin; iyileştirsin. Her doğum gününüzü hatırlayıp sizi tebriklere ve hediyelere boğan fakat hiçbir zaman sizin kalbinizde olup bitenleri bilmeyen veya anlamayan klişe dostluklar değil, ayda yılda bir görseniz ve konuşsanız bile omzunda ağlayınca saçınızı şefkat ve sevgiyle okşayacak hesapsız dostluklar hayatı size daha yaşanır kılar. Hesapsız, önyargısız, komplekssiz, cinsiyetsiz; pür insan olarak hayatınızdadır.

Bazı insanlar acıyı dindirmenin türlü yollarını bilir. Size öğüt vermek aklının ucundan bile geçmezken, kendi hayatıyla ilgili bir gerçeği en çıplak ve saf haliyle anlatırken farkından olmadan size hayatınızın en büyük öğütlerinden birini vermiştir. Duvarınızdaki eksik tuğlayı çıkarıp masanın üzerine koymuştur ve bunu “yolda gelirken böyle bir şey buldum” deyip yapar. O tuğla onun için kırmızı, basit bir tuğladır. Fakat sizin duvarınızdaki o dev gediği kapatır. Bunu ona söylersiniz veya söylemezsiniz; önemi yok. Teşekkür etmek için içten bir sarılmadan daha değerli bir şey bulamazsınız zaten.


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog'da, ben Erdal Kaplanseren'in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. İyi eğlenceler... Daha fazla bilgi Hakkımda sayfasında. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir