Hatıralar gökyüzü gibi, gitmiyor üzerimizden

HAYAT

Sade bir yaşanmışlık, kazara “anı” olacakken hani, çok zaman sonra anlarsınız bunun bir “hatıra” olduğunu. Ne zaman hatıra oluverir, ne zaman gelir, ne zaman belirir? Bir anıdan hatıra devşirebilir misiniz? Veya şöyle sorayım; geçmişinizden bir parçayı hatıra defterinize yazdıran nedir? Zaman mı sadece? O yaşanmışlığın izlerinin ansızın ortaya çıkması, yerini belli etmesi olabilir mi? Belki de hatırlamak. Yaşadınız, geçti (geçti sandınız veyahut) sonra ansızın içinizde zaman ayarlı bombalar patladı. Bazı hatıralar kendini çok zaman sonra belli eder. Aklınıza getirmediğiniz -atlattığınızı sandığınız her ne ise- bir zaman sonra bir yerlerden çıkıp gelir ya… Uzak bir yere bıraktığınız (bırakmak zorunda kaldığınız) kedinizin sizi bulması gibidir. Hatıralar da gelip sizi bulur. Korkmayın onlardan. Çünkü size aitler.
Bazı yaralar yıllar sonra kendini belli eder. Çok çok yıllar sonra. Bazı yaraları ise ilk açıldığında anlarsınız; ömrünüzün sonuna kadar sızlayacaktır, izi kalacaktır. Kendine en az birkaç hatıralık yer ayırmıştır. Bundan eminsinizdir.
Şu anda, siz bu yazıyı okurken gece veya gündüz olabilir, fark etmez. Gökyüzüne bakın. Orada size ayrılmış bir yer var. Gökyüzünde size ait olan yere hatıralarınızı yerleştirin. Merak etmeyin, sığacaktır. Belki tam da bunu yaparken, anı bildiklerinizin nasıl da hatıraya devrileceğini göreceksiniz.
Bir yaşanmışlık, basit saydığınız bir anı ne zaman hatıra olur? Sadece bu soruyu düşünmeniz bile, gebe olduğunuz hatıralar için bir olanak. Artık kaçacak bir yer kalmadıysa, derin bir kabul edişe kendinizi teslim ettiğinizde, yapmanızı önereceğim şey, bütünsel bir yalnızlıktır. Hatıralarınızla başbaşa. Tutun onları, dokunun, okşayın, bağrınıza basın. Hatıralarınız sizindir, geçmişiniz sizindir. Sadece sizin. İster unutun, ister ağıdını tutun, isterseniz keşkelerle dolayıp bir kenara koyun. Hatıralar unutulamaz. Unuttunuz sanırsınız ama belleğinizin uzak bir köşesinde, sokulgan bir kedi gibi kıvrılıp durmaktadır.
Hatıralardan kaçmak, gökyüzünden kaçmaya benzer. Gökyüzünden kaçamayız. Hatıralarınızı kendi gökyüzünüze serptiniz ya; artık kurtuluşunuz yok! Üstelik, işin kötü yanı, yaş aldıkça bu gökyüzü daha da aşağılara inecek, size yaklaşacak. İnce bir sis dumanı olarak çevreleyecek ömrünüzü.
Hatıralar güzel, hatıralar ömrümüzün içindeki hayat. Biz onlarsız yapamayız. Hatıralar gökyüzü gibi, gitmiyor üzerimizden. Ne kadar eski, o kadar iyi.


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog'da, ben Erdal Kaplanseren'in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. İyi eğlenceler... Daha fazla bilgi Hakkımda sayfasında. 


Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir