Kategori arşivi: Hayat
Küçük şeyler asla küçümsenmeye gelmiyor. Önemsiz gibi görünen detayların esasında hayatımızın bütününde, aldığımız kararlarda veya insiyatifimiz haricinde gelişen tesadüflerde ne kadar da etkin olduğunu zaman içinde anlıyoruz. Çağrışımlar da öyle. Âşık olmak büsbütün bir çağrışım oyunudur. Çağrışım perileri hiç bilmediğimiz bir oyun düzenler. Hoşumuza giden, nefesimizi kesen, tüylerimizi diken diken eden, kalbimizi ürkek bir kuşun kanat çırpması gibi attıran yegâne [...]
Bir hayatın, beraberliğin, ilişki ikliminin kirini, pasını, kokusunu, parfümünü, terini, karanlığını, parıltısını, eskiliğini, yorgunluğunu, anılarını, heyecanını, her şeyini eşyalar taşıyor. Kenara koyup topluca baksanız, gözünüz bir yerlerden ısırır her detayı. Unutmaya çalıştığınız, unutmak istemediğiniz, unutamadığınız bir yığın hatıra hücum eder zihninize. Bir yerlerden aceleyle çıkıp gelirler. İlişki ne kadar uzun ve derin yaşanmışsa, eşyaların ömrü o kadar az kalmıştır. Ne [...]
Çizgiler genellikle böler, ayırır, parçalar, engeller, sınır koyar, çerçeveleyip hapseder. Araya bir çizgi koymanın vakti geldi dersiniz. O çizgi aşılamaz. Çizginin gerisinde durur adımlarınız. Bir ülkeye giriş yaparken pasaport kontrol noktasındaki kırmızı çizginin gerisinde beklemek gibidir. Ufuk çizgisi en iyi niyetli olandır. O, gökyüzüyle yeryüzünü ayırır. Görüldüğünde huzur verir. Ey denizlerin, karaların, gökyüzünün nişanı, atlasların şahı! İşte bu, ruhunun ufuk [...]
En çok göç veren bölgelerimizden biri Karadeniz. Bilhassa Doğu Karadeniz illerinden büyük bir göç yaşandı son 20 yılda. 10 senedir gidip geliyorum oralara. Ben bile fark ettim o günlerden bu günlere yaşanan değişimi. Şehir merkezinde ev alıp sadece bayramlarda ve yaz aylarında köylerine giden bölge insanı, gençlerin iş ve eğitim sebebiyle büyük şehirlere geçmesiyle yalnız kaldı. Karadeniz köylerinin eski şenlikli [...]
Baba olduktan sonra çocukluk yıllarıma daha sık gider gelir oldum. Her ne kadar çook uzaklarda olsa da, çocukluğum benim için en yakın arkadaşlarımdan biri. İnsanın kendi çocukluğunu, çocuğu gibi sevmesi de lazım. Çınar’la vakit geçirirken, kendi çocuk halimi görüyorum bazen. Sanki ben de öyle yapardım. Galiba insan, çocukluğunu kendi çocuğunda bir defa daha yaşıyor. Sadece onunla çocuk olup oyunlara dalmak, [...]
Az bir zamanınız kalmıştır. Bir şeyleri bir an önce yaşamak ve her şeyi sizden sonrasına ayarlamak için vaktiniz daralmaktadır. Geriye doğru sayılan yıllar aylara, aylar haftalara, haftalar da günlere dönmüştür. İçiniz sıkılır; hiçbir şey eski tadını vermemektedir artık. Ne bileyim. Mesela çok sevdiğiniz bir şehirde yağmurdan ıslanmış taşlara basarak yürümek, bir kafede oturmak, Tom Waits’in sesi gibi koyu bir fincan [...]
Bu sonbahar San Francisco’da kısa ama güzel bir gün geçirdim. Yakın bir arkadaşım Timur’la öğleden sonra Golden Gate’i seyretmek üzere yola koyulduk. Parka vardığımızda bizi kararlı bir sis karşıladı. Hiç canımızı sıkmadık. Çimlere uzandık, zamanın geçmesini bekledik sabırla. Biliyoruz ki güneş çökünce sis dağılacak, bize billur bir gökyüzü kalacak. Orada birkaç saat oyalandık. Güneş aldı yükünü gitti, bizi manzarayla baş [...]
Hayat nedir? Hangi kısmıdır yaşadıklarımızın? Ne kadarı bize, ne kadarı başkalarına aittir? Hayat bir ömrün kaçta kaçıdır? Kaçanlar da hayata dâhil midir? Yoksa hayat sadece yakalayabildiklerimiz veya yakalandıklarımız mıdır? Neyle ölçülür en başta? Zamanla mı? Yoksa mesafelerle mi ölçersiniz bir uzaklığı? Sizin ona geç, onun size erken kalması da bir oyunu değil mi hayatın? Yoksa siz hiç yalnız kalmadınız mı; [...]
“Allah büyük ama kayık küçük” derler Karadeniz’in doğusunda insanlar. Karadeniz’de bırakın bir kayığı, dev gemiler bile küçücük kalır. Sinop’tan başlar, ta Hopa’ya kadar devam eder Karadeniz’in doğusu. Sanki deniz orada daha bir heyecanlı, daha bir hırçın döver kıyıları. Karadeniz’de gemiler neden batar? Kaza mı? Belki. Fırtına da olabilir belki. Fakat bence Karadeniz’de gemiler en çok hüzünden batar, hüzünden. Bu yüzden [...]
Pencereden sızan güneş ışığıyla en son ne zaman uyanmıştınız? Ben hatırlamıyorum. Gözlerimin perdelerini araladığımda o mutlu aydınlık beni karşılardı. Çocukluğumda mı kaldı yoksa? Bilmiyorum. Yatak odasının penceresi doğuya bakıyor halbuki. Güneş sızamıyor demek içeri. Belki de çok yoruldum, uyandıramıyor beni, bu da olabilir. Güneşin altında hafif bir uyku, binlerce defa uyanmak gibi. Bir bankta, çimenlerde, şezlongda veya kafede bir sandalyede [...]
Toplam 3 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123