İnsanoğlunun şafağında seslerin dili

ÇEKMECE

Muhtemelen insanoğlu konuşmadan önce iletişim için yine sesleri kullanıyordu. Fakat kensi seslerini değil. Doğada buldukları nesnelerin seslerinden faydalanıyorlardı. Ağaç kovuğuna, taşa, bir hayvanın gövdesine elleriyle farklı şiddetlerde ve farklı şekillerde vurarak yeni sesler keşfettiler. Sonra nefesleriyle nesnelere ses verdiler. Cansız varlıklara bu sayede ruh kazandırdıklarına inandılar. Bu seslerle bir dil oluşturdular. Bu dili kullanarak anlaştılar, nesilden nesile aktardılar bu mirası. İlk iletişimi nesnelerin sesleri üzerinden kurdu insanoğlu.

Bin yıllar içinde kendi seslerini de buna eklemeye başlayınca, ritmden ve farklı tonlardan oluşan sesler yeni bir dil doğurdu. Kendi seslerini de duygularını en iyi anlatacak şekilde kullanmaya başladılar. Hayatın içindeki soyut veya somut her şeyi ifade etmek için kendi seslerinden yardım aldılar. Sesler çoğaldı, renklendi ve bir zaman sonra insanlar konuşma dilini keşfettiler adım adım.

Sesler ortak anlam kazanmıştı insanlar için. Konuşma dilinin harikulade bir iletişim aracı olarak insan hayatına katılması çok şeyi değiştirdi. Yine de nesnelerin seslerini hayatlarından çıkarmadılar. O sesleri üretmeyi, o seslerle kendilerini anlatmayı sürdürdüler.

Müzik insanoğlunun tarihi kadar esi neredeyse. Bu müziğin içine seslerin, sözlerin eklenmesi başka bir evrenin kapılarını araladı. Konuşma dilinden önceki iletişim yöntemleri olan ve sonradan müziğe dönüşecek seslere artık sözleri de ekleyebildiklerini anladıklarında şarkı çıktı ortaya. Şarkı şiiri doğurdu. Çünkü söz öyle güçlü ve tek başına artık öylesine büyük duygular yüklenebiliyordu ki; müziksiz de varlığını sürdürebiliyordu.

Bin yıllar boyunca insanlar hem şarkıyla anlattılar hikayelerini, hem de şiirle. Masallar ve şarkılar kolkola ağızdan ağıza dolaşıyor, binlerce yıl sonraya kalan masallar halini alıyordu. Aşkı, cesareti, yeteneği, güzelliği, gücü en yüce haliyle anlatan masallar, insana gerçekliğin ötesini sunmaya başladı. Bu büyülü evren günümüzde şiirle, hikâyeyle, romanla varlığını sürdürüyor. Nesnelerin sesinden doğan nehir işte böyle küçük kollara ayrıldı, uzandı insanoğlunun karasına.


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog'da, ben Erdal Kaplanseren'in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. İyi eğlenceler... Daha fazla bilgi Hakkımda sayfasında. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir