Mutluluk hastalığı

HAYAT

Edip Cansever’in olağanüstü şiiri Ben Ruhi Bey Nasılım, “Niye ölmemeli öyleyse / Yaşamak mutlu bir devinimse.” dizeleriyle bitiyor, korodan önceki son bölümde.  Hayattaki pek çok duyguda olduğu gibi, mutluluk da alabildiğine göreceli, insandan insana, kültürden kültüre değişiyor. Nedir mesela sizi mutlu eden veya eksikliğiyle mutsuzlaştığınız şeyler? Eşyadan bahsedecek olursak; ev, otomobil, yazlık, tekne, bir Fender Stratocaster gitar veya bir Harley-Davidson motor? Örnekleri artırabiliriz çünkü o kadar çoklar! Fakat konu parayla satın alınamayan şeylere geldiğinde örneklerin sayısı bir anda azalır.

Mutluluk bence, hayatta bizi diğer insanlardan ayıran şeylerdir biraz da. Örneğin doğuştan gelen veya sonradan edinilen yetenekler. Yetenek ve başarı tek başına parayla satın alınamaz. Parayla kolaylaştırılabilir pek tabi. Eksikliği mutsuzluk veren yegane duygu, insanın sosyal bir canlı olmasından sebep, diğer insanlar oluyor. Âşık olduğu ve bir ömür sırtını yaslayabileceği eş, doğurup büyüteceği çocuk, dertlerine ve sevinçlerine ortak olacak arkadaş, her daim yanında hissedeceği anne-baba ve kardeşler… İnsan yine bir başka insanla mutlu oluyor en çok.

Mutluluğumuzu biraz da hayattaki amacımıza, daha doğrusu misyonumuza borçluyuz. Modern insan için bunun adı “iş”. Parlak bir mesleğiniz, havalı bir ünvanınız, gösterişli bir çalışma ortamınız varsa, her pazartesi sabahı çalışmaktan nefret ediyormuş şımarıklığı yapmanız ve her cuma bir haftayı daha geride bırakmış olmanın şaşahalı mutluluğunu sergilemeniz için yeterli olanaklara sahipsiniz demektir. Sizden iyisi yoktur çünkü. Eh, gerisi de hallolur zamanla. Erkeklerin ve kadınların değer yargılarında da işte bu en temel mutluluk bileşeni farklı dereceklere sahip. Erkek ve kadının hayata, insanlara ve ciddi meselelere bakışı apayrı bir yazının konusu. Üzerine çokça yazılmış şeyler bunlar elbette. Vadedilmiş, öğretilmiş, güdümlenmiş mutluluk söz konusu olduğunda kadınların çok daha detaycı ve titiz olduğunu söyleyebilirim. Kadınlar adeta birer mutluluk mimarı. Üstelik aç gözlü değil, erkeğin farkına bile varamayacağı kadar basit ve önemsiz görünen pek çok şeyden küçük mutluluklar çıkarabilir kadın. Üstelik bunu yaparken, çevresinde bulunan farklı rollere sahip erkekleri (sevgili, eş, arkadaş, akraba, platonik âşık vs.) bu uğurda görevlendirmeyi (kullanmayı değil!) son derece iyi becerebilen kadınlar da yok değil.

Şehir kadınının mutluluk basamaklarının ilk sıralarında eğitim ve iş hayatında başarı yer alıyor. Bu başarılar hem aile, hem de sosyal çevrede itibarın yanı sıra, kendine güven kazandırıyor. Bu güven ve şerait altında kadının artık “gerçek” mutluluğu elde etmek için önünde engel de kalmamıştır. Esasında, kadının mutluluk imgesi çok daha sahici ve anlamlı. Çocuk olmaktan kurtulamayan erkek için mutluluk uzun dönemlerde kendiyle çelişen biçimlerde ortaya çıkarken, kadında mutluluğun daima net ve karşılığı olan bir hali var. Yüz yıllardır ezilen, baskı altına alınan, erkek cinsinin kendi arasındaki küçük beyinli hesaplaşmasına kurban ettiği kadınlar için çok eski bir hesap var. Erkek bu geçen zaman içinde kadına öyle zulm etmiş ve etmektedir ki, kadın cinsi erkeğe ne yapsa yeridir.

(Bazı konuları yazmaya başlıyorum ve bitmek bilmiyor. Örneğin bu yazıya 3 ay önce başladım, arada açıp devam ettim. Fakat bir türlü sonuna bağlayamadım. Öyle olunca da yayımlayamıyorum bir türlü. Bu defa yayına alayım, aklıma geldikçe eklerim diye düşündüm.)


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog'da, ben Erdal Kaplanseren'in hayatına konuk olacaksınız. Belki de ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, solda akmakta olan yazılara tıklayıp açmak ve diğerleri için kategorileri veya en alttaki sayfa numaralarını tıklayarak hayata, insanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. İyi eğlenceler... Daha fazla bilgi Hakkımda sayfasında. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir