Yolculuğa sabah çıkmayı, şehir uyanmadan yollara düşmeyi, günün ilk ışıklarında uçağın, trenin, otobüsün, vapurun kalkış saatini beklemeyi seviyorum. Ayılmak için herhangi bir kafeden veya büfeden, seçici olma lüksüne girmeden alınmış kahvenin tadı her zamankinden farklı gelecektir. Çoğunlukla sabahın kör ayazında kendimi yollara attığım için, o saatte garların, havaalanlarının ve iskelelerin farkını görebiliyorum. Hiç yapmadıysanız tavsiye ediyorum. Görünce anlayacaksınız, nasıl her şehir günün farklı zamanlarında bambaşka görünüyorsa, yolcu mekanları da farklı elbiseler giyiniyor. Haydarpaşa’da günün ilk saatlerinde insanlar trene hızlı adımlarla ilerliyor. Bir an önce koltuklarına oturma isteklerinin sebebi trenin kalkmak üzere olması değil; sabah ayazının keskin soğuğundan kurtulmak.
Ocak 2012 – İstanbul/Türkiye
Kamera: Canon EOS 7D Lens: Canon EF 24mm f/1.4
F durağı: f/1.4
ISO hızı: ISO-1600
Poz süresi: 1/80 sn.
Odak uzunluğu: 24 mm


Sabah bir başkadir Haydarpaşa da ama akşama da haksizlik yapmamak gerek. Akşamin karanliği, ayrilma vaktinin habercisidir. Kokusundan anlarsiniz ayrilik vaktinin geldiğini Haydarpaşa’da derin derin nefes alirsiniz erkek adam ağlamaz dersiniz, sevdiğiniz görmesin istersiniz. Çabalar boşadir koltuğunuza oturduğunuz da bir iki damla gözyaşi dökülür tutamazsiniz. İşte o zaman anlirsiniz, İstanbul her zaman mitoloji de ki ağlayan kadin değildir. Ağlatandir da ayni zaman da..