Entries from 'Dubrovnik'

Alacakaranlık Kuşağı

Uykunun en derin evrelerinde, gecenin sabaha döndüğü saatlerde herhangi bir sebepten uyanıyorum bazen. Şehrin manzarası, günün her döneminde farklı oluyor ya; ben en çok tam da bu alacakaranlık manzarasını seviyorum. Doğal ışık en saf haliyle örter görüntüyü. Binaları, tepeleri, ağaçları, otomobilleri, denizi, kedileri ve karşılaştığı her şeyi en çıplak haliyle sunar. Şehir ışıkları ise işbaşındadır yine….

read more →

Balkanlar, Bizim Havalar

Bazı yabancı şehirlerde kendimi “yabancı” hissetmiyorum. Şarkılar, yemekler, insanlar, binalar ve daha pek çok günlük detayın çağrışımları sayesinde bir yakın akrabalık duygusuna kaptırıyorum kendimi. Bu hissi en yoğun haliyle Balkan şehirlerinde yaşadım. Atina’da taksiye bindiğimde gözüm, dikiz aynasına asılmış tespihe takılmıştı. Sonra mezeler, insanların konuşma heyecanı, sıcak karşılamaları, müzikleri, dansları ve daha nicesi… Hep tanıdık…

read more →

Dansla konuşmak

Bazı danslar iki kişilik. Konuşurlar karşılıklı. Dışarıdan bu sohbeti izlemek, vücutlarıyla konuşmalarına tanık olmak büyük bir keyif sunar. Bezense tek başına dans eder insan. Bir mecburiyet değil, tercihtir. İkiden fazla insanın dansı da çok farklı bir görsel zenginlik sunuyor. Bir koro gibi, bir orman gibi. Kalabalık danslar çok uzun bir hikayeyi, farklı insanların dilinden aynı…

read more →

Hatıralar gökyüzü gibi, gitmiyor üzerimizden

Sade bir yaşanmışlık, kazara “anı” olacakken hani, çok zaman sonra anlarsınız bunun bir “hatıra” olduğunu. Ne zaman hatıra oluverir, ne zaman gelir, ne zaman belirir? Bir anıdan hatıra devşirebilir misiniz? Veya şöyle sorayım; geçmişinizden bir parçayı hatıra defterinize yazdıran nedir? Zaman mı sadece? O yaşanmışlığın izlerinin ansızın ortaya çıkması, yerini belli etmesi olabilir mi? Belki…

read more →