Bir kitabı yeniden yazmak

HATIRA

Az önce, geçen hafta bir sahaftan sipariş ettiğim Edip Cansever kitabı geldi. Mümkün olduğunca eski basımları sahaflardan topluyorum. Cansever’in pek çok kitabının ilk basımlarını edindim. Fotoğrafta gördüğünüz kitap, toplu şiirlerden Yerçekimli Karanfil’in giriş sayfası. Fotoğrafta gördüğünüz notla karşılaştığımda yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Hemen sonrasında, mutluluk yerini derin bir hüzne bıraktı. Gördüğünüz sayfanın öncesinde, Buket’in soyadı ve şehri de yazıyor. İnternet sayesinde kendisini bulmam çok kolay oldu. Bilmiyorum, belki haber veririm, belki vermem.
Bir kitabı güzelleştirmek istiyorsanız, giriş sayfasına kendinize göre notlar alın. Bir gün o kitap hiç tanımadığınız bir insanın eline geçtiğinde, o notların nasıl işe yarayacağını bilemezsiniz.

Sahaftan kitap almaya ilk gençlik yıllarımda başladım. “Okunmuş” sayfaların enerjisine inanıyorum. Üstelik sayfaların ve kapağın biraz yıpranmış olması, üzerinde anılar olduğunu hatırlatıyor bana. Bir kitabın sırtındaki kırışıklar, insanın yüzündeki kırışıklar gibi, yaşanmışlığının izleri onlar.
Köşeleri eprimiş sayfalarda altı çizilmiş satırlar, kenarlara alınan küçük notlar ve en önemlisi ilk sayfalara kazınan o hayat hikayeleri… Şimdiye kadar sahaflardan yüzlerce kitap aldım. Bir kısmını yine atmosfere dahil ettim, başkaları aynı tatları alsın diye.
Ömrümün geçen 15 yılında, böyle içinde hikayeler yazılmış, sayfalarının arasında mektuplar unutulmuş -belki de bırakılmış!- pek çok kitap geçti elime. Bunlardan 5 tanesini, ilk sahiplerine ulaştırdım. İnternet yokken insanları isimleriyle bulmak gerçekten çok zordu. Kitap girişine yazılan notların altına isim ve şehir bilgisi yazanlardan bazılarına ulaşabildim.

19 yaşımdaydım. İlk bulduğum kişi, İstanbul Fatih’te oturan bir genç kızdı. Yine bir Edip Cansever kitabıyla karşıma çıktı. O kitabın sayfalarına karaladıkları bana o kadar dokunmuştu ki, yıllar sonra, o notları görmekten mutlu olur diye düşünmüştüm. Sık rastlanmayan bir isim-soyada sahip olduğu için kısa süre içinde adresini bulabildim (babamın iş sebebiyle fatih’teki iyi bağlantılarının da katkısı oldu bunda). Kitabın üzerindeki tarihten ve notlardan çıkardığım kadarıyla, Demet’in yaşı benden epeyce büyük olmalıydı.

Kitabı çantama koyup evlerinin yolunu tuttum sıcak bir yaz akşamüstüsünde. 19 yaşımdaydım. Üç katlı bir apartmanın giriş katında oturuyorlardı. Zili çaldım, duyan olmadı. Kapıyı elimle tıklattım birkaç defa, yaşlı bir adam ağır ağır açtı büyük ahşap kapıyı. Kibarca özetleyerek anlattım, “Demet hanımı arıyorum, çünkü onun yıllar önce okuduğu ve notlar aldığı bir kitap elime geçti. Belki almak ister. Çok güzel notlar almış sayfalarına” diye konuştum. Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden yüzüme bakıyorken, inandırmak için çantamdan kitabı çıkarıp gösterdim. Adam kitabı aldı. Sayfalarını çevirdi. Boynuna asılı duran okuma gözlüğünü taktı elleri titreyerek. Okudu ve sayfaları çevirdi. Sayfaları çevirdi ve okudu.
Hüngür hüngür ağlayarak, acı içinde titreyerek bana sarıldı. Şimdiye kadar birinin bana bu kadar sıkı sarıldığını hatırlamıyorum. Demet, kitapta yazan tarihten birkaç sene sonra ölmüştü. Yani benim oraya gitmemden bir 10 yıl önce filan. Benim o günkü yaşlarımda ölmüştü Demet. Hikayesini uzun uzun anlatmadı, öğrenmek de istemiyordum. Fotoğrafını görmek isteyip istemediğimi sordu. Bunu yapamazdım. Onun hikayesini daha fazla öğrenmek, fotoğraflarındaki bakışları görmek acımı artırmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Kitabı babasında bıraktım. Oradan yürüyerek Sirkeci’ye, oradan da Sarayburnu’na gittim. Bir müddet kayalıkların üstünde oturup denizi seyrettim.

Bunun gibi 6 hikaye daha var. Birkaçında kitabı ilk sahiplerine ulaştırdım. Diğerlerinde ise teşekkür ederek, kitabın bende kalmasından daha mutlu olacaklarını söylediler.

Ne zaman sahaftan bir kitap alsam, hep aklıma Fatih’teki badanası dökülmüş o ev, o evde hastalanıp ölen Demet ve kapıda bana sarılan babası geliyor. Ben Demet’in notlarını okumuştum, altını çizdiği satırları… Babası o gün bana değil, 10 yıl önce yitirdiği genç kızına sarılmıştı.


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog'da, ben Erdal Kaplanseren'in hayatına konuk olacaksınız. Belki de okurken ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, ana sayfada akan ve kategoriler içindeki yazıları açarak hayata, insanlara, mekanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. Hakkımda sayfasını ziyaret ederek benimle ilgili daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. İyi eğlenceler.


Comments

  1. Hüzünlü biten filmleri, kitapları, hikayeleri hiç sevemedim. Tam da kitabı tekrar gördüğüne çok sevineceğini düşündüğüm bi anda bu şekilde bitince içime bi hüzün oturdu. Kendimi ısrarla sakınmaya çalıştıkça farkında olmadan aniden karşıma çıkıyor böyle şeyler :) teşekkürler hikayeniz için…

  2. Sanki olayları sizinle an ve an yaşamış gibi oldum.
    Paylaştığınız için teşekkür ederim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir