Futbolcu kartları, tanrının eli, Meksika dalgası

HATIRA

Çocukluğumda hatırladığım en güzel detaylardan biri de, futbola olan düşkünlüğümle ilgili. Futbolcu kartlarını biriktirir, diğer çocuklarla oynar, koleksiyonlar yapar, defterlere yapıştırırdım. Çocukluğumun malvarlığıydı oyuncu kartları. O dönemde, yani 80’lerin ortalarından, 90’ların başlarına kadar geçen zamanda duygular da şimdikinden farklıydı. İhtiyar amcalar gibi konuştum biliyorum.  Fakat çok doluyum, bırakın konuşayım.

Futbol kulüplerine, turnuvalara ve futbolculara duyulan sevgi, şimdikiyle kıyaslanamaz samimiyetteydi. Hem Türkiye ligindeki, hem de farklı ülkelerden liglerin kulüp ve futbolcularını hayranlıkla izlerdik. O dönemler maçlar gündüz oynanırdı. Yaz başı ve sonbahar başlarına denk gelen gündüz maçlarında her şey sıcaktı. Dışarıda güneşin sokakları kavuran ışığı sarıydı, evin duvarları sarıydı, televizyonda görünen sahanın çimleri sarıydı, Semih’in saçları sarıydı…

Lig ve kupa maçlarının ötesinde, Dünya Kupası diye bir şeyin varolduğunu yaşayarak öğrenmek, “işte hayatın anlamlarından biri” hissini uyandırmıştı. Her şey unutuluyordu, kırgınlıklar, üzüntüler, acılar… Dünya Kupası heyecanı her şeyi bastırıyordu. Futbolu kitlelerin afyonu olarak niteleyenlere hak vermemek elde değil. Kısa süre önce bir haber dergisinde okuduğum bilimsel araştırma sonuçları bu dediğimi doğrular nitelikte. Dünya Kupası döneminde tüm dünyada intihar ve şiddet oranlarının büyük düşüş gösterdiğini anlatıyordu bu araştırma. Aklı olan insan zaten Dünya Kupası zamanında canına kıymaz :)

Fakat 4 senede bir olması bence haksızlık. 40 yıl daha yaşayacağımı hesaba katarsam, 10 Dünya Kupası ediyor! Bunların her birini doyasıya yaşamalıyım. Bilinçli olarak izlediğim ilk Dünya Kupası, Meksika 86’ydı. Tişörtlerde, oyuncaklarda ve terliklerde Meksika bayrakları modaydı… Maradona’nın fırtınalar estirdiği maçlar belleğimde capcanlı duruyor. Orta sahadan aldığı topu kaleye kadar sürükleyerek İngiliz ağlarında golü bulduğu o unutulmaz sahne… “Meksika dalgası”nın ve “tanrının eli”nin doğduğu kupa oldu bu ayrıca. Sonrasında, İtalya 90’ı çok güzel izlediğimi hatırlıyorum. Kamerun’un büyük çıkış yaptığı bir turnuva olmuştu. Çok güzel bir yaz olmuştu. Gerisini zaten biliyorsunuz.

Dünya Kupası, dünyanın en güzel şeylerinden biri. Futbol sevmiyor olabilirsiniz. Hiç dert değil. Yine de bu coşkudan kendi payınızı alabilirsiniz. Zaten Dünya Kupası, futboldan ibaret değil. Irkçılığa ve her türlü ayrımcılığa karşı olmanın bir simgesi. Hiç dikkat ettiniz mi, Dünya Kupası karşılaşmalarında tüm taraftarlar iç içedir ve herkes mutludur. Yenilseler de, yenseler de orada olmaktan memnundurlar.

Mümkün olsa da, hayatımın kalanındaki Dünya Kupası maçlarını yerinde izleyebilsem… Lambadan çıkacak cinin sorduğu 3 dilekten birini bunun için kullanabilirim :)

Meksika 86’nın en iyi 20 golünü izlemek isterseniz :)


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog'da, ben Erdal Kaplanseren'in hayatına konuk olacaksınız. Belki de okurken ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, ana sayfada akan ve kategoriler içindeki yazıları açarak hayata, insanlara, mekanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. Hakkımda sayfasını ziyaret ederek benimle ilgili daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. İyi eğlenceler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir