Kaldırımda Yürümek

ŞEHİR

Modern şehirlerin kaldırımları, binaları gibi eksik ruhlu. Eskiliği korunmuş şehirlerin kaldırımları ise sizlere hikayeler sunar. O kaldırımlarda elleriniz cepte, bir şarkı tutturup adımlarınızı kolaylaştırabilirsiniz.

İstanbul’un kaldırımları genellikle dar, hasarlı, gereğinden yüksek, ayrıca otomobil ve dükkanların işgali altında. Sıklıkla kaldırımdan yola inmeniz gerekir. Üstelik ne yazık ki insanımız, -çoğunlukla- trafikte nasılsa, kaldırımda yürürken de öyle. Anlayışsız, kaba ve bencil. Otomobille yol vermeyen, yaya iken neden yol versin ki? Medeniyetin göstergesi işte böyle günlük detaylarda gizli.

Geceleri kaldırımlar, gündüzün hallerinden daha farklı. İnsanları da, hayvanları da, sesleri ve kokuları da kendine özgü. Yeni şehirleri dolaşırken, işe kaldırımlardan başlıyorum hep. Sonra tramvaylar, trenler, otobüsler. Daha sonra da kafeler, barlar, restoranlar. Halkın arasına -onlardan biri gibi ve asla turist olarak değil- karışmak, zamanı plansız harcamak, “çok gezeyim, her yeri göreyim” diye kendimi şartlandırmadan adım adım şehri yaşamak… Binlerce kilometre kat edip geldiği bir ülkenin kaldırımlarını mesken edinmesi, o kişinin akıl sağlığı konusunda şaibe yaratabilir. Olsun, burada biz bizeyiz.

İşe kaldırımlardan başlıyorum dedim ya. Önce o kaldırımların izlerini okuyorum. Taşların şekilleri, renkleri, düzensizliği bir şeyler anlatıyor. Bilhassa eski şehirlerde kaldırımlar neredeyse yolla aynı yükseklikte oluyor. Sokak müzisyenlerinin konser alanı olan geniş kaldırımlarda mola vermek, bir apartmanın girişindeki basamaklarda soluklanmak, masaları sokağa taşmış bir kafede kahve veya bira içmek gezintinin ödülleri oluyor.

Bununla birlikte kaldırım karşılaşmaları, bakışmaları, selamlaşmaları, tanışmaları da güzel detaylar olarak hafızama hücum ediyor. Şüphesiz kaldırımları birleştiren -ayıran değil!- yaya geçitleri de hikâyemize dâhil. Yaya geçitlerinin silik çizgilerini hep güzel bulmuşumdur.

Kaldırımları daha fazla ciddiye almalı, kaldırımlarda daha fazla vakit geçirmeliyiz. Sadece bir yerden bir yere ulaşmak için yol görmek haksızlık olur. Hayatla ilgili kararlar aldığınız o derin düşünme seansları için de kaldırımlar ideal. Bir kaldırımın taşlarını ezerek, eskiterek, zamanı ve her şeyi geride bırakarak yürüyün. Bunu sık sık yapın. Sizi nasıl onardığını, nasıl birleştirdiğini, her şeyi nasıl da yerine getirdiğini şaşırarak göreceksiniz.

Ekim 2011 – New York/ABD


Erdal Kaplanseren

Erdal Kaplanseren

Bu blog'da, ben Erdal Kaplanseren'in hayatına konuk olacaksınız. Belki de okurken ben sizin hayatınıza misafir olacağım, bunu henüz bilmiyoruz. Bunun için yapmanız gereken, ana sayfada akan ve kategoriler içindeki yazıları açarak hayata, insanlara, mekanlara, ilişkilere, izlediklerime, dinlediklerime, okuduklarıma dair düşüncelerime dalmak. Hepsi bu kadar. Hakkımda sayfasını ziyaret ederek benimle ilgili daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. İyi eğlenceler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir