Hemzemin

John Berger, “Buluştuğumuz Yer Burası” adlı kitabındaki Lizbon bölümünde şöyle diyor: “Annem ağladığı zaman yüzünü benden başka bir yana çevirmeye çalışırdı. O ağlarken ben beklerdim, uzun bir trenin hemzemin bir geçitten geçip gitmesini beklediğim gibi.” Gerçekten de erkeğin en büyük çaresizliği, karşısında ağlayan bir kadına bir şeyler söylemesi gerektiği anda ortaya çıkıyor. Söyleyeceği herhangi bir ...

Bir ömre kaç yalnızlık sığar?

Ben hiç yalnız kalmadım. Veya şöyle söyleyeyim, ben hep yalnızdım. Nasıl baktığımıza, yalnızlıktan ne anladığımıza göre değişiyor cevap. Korkunç bir şeydir kimileri için. Pek çok insan için ise hayat yalnızlıktan ibarettir. Sadece misafirler olur; gelirler ve giderler. Bir kahve içimi, biraz sohbet, şunlar bunlar. Sonra yine kendinle baş başa. Kimseler bilmez, görmez, kendi kalabalıklarıyla meşgulken ...

Hayat yaşayabildiğin kadardır

Öldükten sonra, “ne hayattı be!” diyebileceğimiz bir hayat yaşamak lazım. Dolu, hızlı, fişşek gibi. Kolay mı böyle bir hayat yaşamak? Hiç değil. Ellerimizi kirletmeden yapamayız bunu. Ve kolay olsaydı herkes yapardı. Çok zor da değil aslına bakarsanız. Sadece zahmet istiyor. Peki ne zaman, hangi arada yaşayacağız tüm bunları? Ne gelir elimizden, bir ömrü tüketmek üzereyken bu ...

Paramparça

Hayattaki en acı verici şeylerden biri nedir biliyor musunuz? Hayal kırıklığı. Hiçbir merhem iyileştiremez derin bir hayal kırıklığının açtığı yarayı. En büyük ve onarılmaz hayal kırıklıklarını, en sevdiğimiz ve üzerlerine hayaller bina ettiklerimiz açar. Kırılma değil ki bu. Dev bir kristalin yüksekten betona çakılması esasında. Binlerce parçaya ayrılır; kırılmakla kalmaz yani hayalleriniz, dört bir yana ...

Tedavülden kalkmış hayaller albümü

Hayatta başarmak istediğimiz şeyleri ne sebeple yapmak istediğimizi, bunun gerekliliğini, eski bir kararın günlük hayatımızda hükmünün kalıp kalmadığını anlamak için boşluktaki yansımamıza bakmamız gerekiyor belki de. Çocukluk veya gençlik çağlarımızda bir şekilde kafamızda yer etmiş misyonların geçerliliğini yitirip yitirmediğinden emin miyiz? Üstelik tüm bunları yapmak için zamanımız giderek azalırken… Sen; tam olarak ne yapmak istiyorsun? ...

Koku

Sarılırken veya kulağına fısıldarken onu gizlice kokladığın, parfümünü içine çektiğin hiç olmadı mı?          

Fil sezgisi

Yaşlı filler, kendi ölümlerini sezdikleri anda yola çıkarlar. Fil mezarlığına gider ve orada sonsuz uykularına yatarlar. İnsan dışında, ölümü hayattan ayırabilen yegane canlıdır fil. Fil mezarlığına sadece öleceğini sezen yaşlı filler gitmez. Genç ve sağlıklı filler, senede bir defa fil mezarlığını ziyaret eder. Ölülerinin kemiklerini hortumlarıyla okşarlar. Bu bir ayin, bir saygı duruşu. Doğuştan kırışıktır ...

Sarılma mesafesi

Mesafelerin en kötü yanı ne biliyor musunuz? Ona sarılamamak, ona uzanamamak. İnsan sevdikleriyle her zaman sarılma mesafesinde olmalı. Birbirini uzun süre görmemiş iki dostun sarılışına tanık oldunuz mu hiç? Veya sizin uzun yıllardan sonra ilk karşılaşınca sımsıkı sarıldığınız arkadaşlarınız var mı? O dostluğun değerini gösterir işte sarılmadaki içtenlik. En güzel çocuklar sarılır ama bak. O ...

Gece, hece, pencere

Her pencerenin başka bir hikayesi var. Başkalarının gecesi, başkalarının ışıklarıyla pencerelerden taşıyor. İnsanlar sırlarını en çok gece karanlığında açık eder. Bilirler ki gece her şeyi affeder. Bu yüzden şairin dediği gibi, “bazı sözler karanlıkta söylenir, bazı sözler hiçbir zaman”.

Özlemek ve unutmak

Sevdiği birinin yüzünü, sesini, yürüyüşünü, duruşunu, kokusunu, bakışlarını unutmaya başlamak kadar insana acı veren az şey vardır. Özledikçe, hafızandan silinmeye başlar izleri bir bir. Önce yürüyüşünü unutursun. Sonra duruşunu. Ardından bakışlarını. Derken yüzünü, o güzel yüzünü… Yüzünün içindeki bin bir yüzü. Gülümseyen, bakan, hüzünden alabora olan yüzünü unutursun. Kokusunu unuttuğunu çok sonra fark edersin. Acı ...

Mutsuz bir kahvaltı hazırlığı

Büyük ihtimalle tek lokma bile yiyemeyecek. Sofraya koyacak. Öylece kalakalacak. Neden bu kadar direniyor ki kendisini bırakmamak için? Mutsuz, yorgun, şaşkın. Hayal kırıklığının taze kırıkları batıyor her adımında, orasına burasına. Gece birliktelerdi. Sabah kesin olarak bitti ve gitti. Umursamadığını ona veya başkasına değil, kendisine kanıtlamak için mutfağa girdi ve kahvaltı hazırlamaya koyuldu. En sevdiği türden ...

Berlin’in göğünün altında

İstanbul gibi engebeli bir şehirde büyüyen herkes gibi ben de düz şehirlerde farklı hissediyorum. Düz bir şehirdeyken, gökyüzü yere daha yakın geliyor. Her yer gökyüzüyle kaplı. Berlin de böyle bir şehir. Tıpkı Paris, Amsterdam, Eskişehir, Ankara, Prag, Budapeşte, Barselona gibi… Bu şehirleri kuşbakışı izlemek, bir lunaparka dönme dolaptan bakmak gibi. Büyük şamatayı görür ve izlersiniz, ...

Lütfen Çimlere Basınız

Öğrencilik yıllarımda Anadolu’dan gelen bir arkadaşım, parklarda gördüğü “lütfen çimlere basmayınız” uyarısına çok şaşırdığından bahsetmişti. Çünkü çimler uzaktan seyretmek için değil, üzerine basmak içindir Metropolde doğup büyümüş her insan gibi ben de bu şaşkınlığa şaşırıp, öğretilmiş yasakları sorgulamadan nasıl da kabullendiğimizi bir defa daha düşünmeye başlamıştım. Beton ve camdan inşa edilen şehirlerde bir yudum çimen ...

Taxicabs of New York City

Her şehrin simgeleri vardır. New York’un ise pek çok simgesi var. Bunlardan biri, geniş caddelerini sarıya boyayan taksileri. Amerika Birleşik Devletleri’nde “Taxicap” olarak anılan bu araçlar,  1960’lardaki sosyal huzursuzlukların yoğunlaştığı dönemde, New York’ta mecburiyetten ortaya çıktı. Mecburiyetin sebebi, suç oranındaki artışa paralel olarak, şehirde yaşayan insanların ulaşımda bazı güvenlik sorunları yaşaması oldu. Taksilerin ayırt edilmesi ...

Bisiklet Kardeşliği

En çevreci ulaşım aracı olan bisikletin yaygınlaşması için son yıllarda “bisiklet paylaşım sistemi” (Bicycle sharing system) adında bir sistem işletiliyor. Şehir bisikleti de (City bike) yaygın olarak kullanılan bir isim. Dünyanın pek çok büyük şehrinde (200’den fazla uygulama olduğu tahmin ediliyor) başarıyla uygulanan bu sistem, genellikle belediyelerle özel sektör kuruluşları tarafından ortaklaşa kuruluyor. Sisteme üye ...

Avluya Açılan Pencere

Şehirlerin iç içe geçmiş, kayboldukça ve uzun vakit geçirdikçe ancak görebileceğiniz mekanları ve detayları bulunuyor. Bence en güzel mekanlar, turist gözüyle değil, kaybolur gibi dolaşırken tesadüf ediyor. Küçük Avrupa şehirlerine gidenlerin en büyük yakınması genellikle gezilecek, oturulacak az yer olmasından. Merkezdeki mutlaka görülmesi gereken yapıları, meydanları ve mekanları gördükten sonra “Eee, bu kadar mı?” diye ...

Konuşmamız Lazım

Bazı sorular veya sözler, peşinden gelecek cümlelerle ilgili her zamankinden çok şey anlatır. Durumlara, karakterlere hatta cinsiyetlere mal olmuş sözler de var. Benim en sevdiklerimden biri “konuşmamız lazım”. Bakmayın seviyorum dediğime, her erkek gibi ben de bu sözden müthiş korkuyorum. Ardından oldukça tekinsiz, korkulması gereken konular açılacaktır. Şimdiye kadarki yaşam deneyimim ve yakın çevremdeki insanların ...

Bira Bahçesinde Öğleden Sonra Birası

Bira dendiğinde ilk akla gelen ülke şüphesiz Almanya. Çoğu insan, dünyada birayı en yoğun tüketen milletin Almanlar olduğunu sanıyor. Fakat istatistikler farklı söylüyor. Dünyada kişi başına bira tüketiminin en yüksek olduğu ülke Çek Cumhuriyeti. İkinci sırada İrlanda var. Almanya ise üçüncülüğe talim ediyor. Aslında bu önyargının çok önemli dayanakları var. Birincisi, Almanlar bira kültürüne çok ...

Hiçbir şey sıradan değildir

Bu akşam sokakta yürürken birden durdum. Hayatımdaki sıradan ama bana ait olan manzaraya baktım. Sonra düşündüm ve anladım ki aslında hiçbir şey sıradan değil ve biz ona anlamlar verdikçe bir parçamız oluyor. En basit, olası, dikkat çekmeye değmeyecek kadar kendi halinde detaylar da dâhil. Sıradan olan şey nedir? Göreceli olsa gerek bu sıradanlık denen şey. Sizin ...

Odanızın Penceresi Neye Açılıyor?

Odanızın penceresi neye açılıyor? Bir bahçe, bir sokak, bir park veya bir sundurma? Bir başka pencereye açılıyor olmasın? Belki de bir mezarlık. Yoksa derin bir uçuruma mı? Söylesenize, neye açılıyor odanızın penceresi? Neye açılıyor gözleriniz, gözleriniz? Zürih’te ilk gecem. Hava soğuk fakat çok kuru, yağışsız bir ayaz var. Yabancı bir şehirde yabancı bir otel odasında uykuya ...

Manzaradan Parçalar

Denizin rengi gökyüzünden geliyor. Güneş açtığında, bulutların rengiyle süslenen denizi seyretmek, diğer zamanlarda olduğundan daha büyük bir zevk veriyor. Los Angeles’ta, Santa Monico yakınlarında bu fotoğrafı çekerken, insanların denizi seyredişlerini seyrediyordum. Uzun çite yaslanmış ve oturmuş insanlar kendi alemlerinde. Kasım 2009 – Los Angeles/ABD

Haydarpaşa Bahtı Kara

Ülkemiz ne yazıktır ki mimari konusunda son 100 yılını yan gelip yatarak geçirmiş. Görülmeye değer eserlerin çoğu, Cumhuriyet öncesi dönemden kalma. İstanbul’da örnek gösterilebilecek bina sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Haydarpaşa Garı, bunlardan biri. Görkemli ve ruhu olan bir yapı. 1906’da inşa edildikten sonra iki yangın ve bir gemi kazası atlattı. Geçen seneki yangın, çatısını ...

Alacakaranlık Kuşağı

Uykunun en derin evrelerinde, gecenin sabaha döndüğü saatlerde herhangi bir sebepten uyanıyorum bazen. Şehrin manzarası, günün her döneminde farklı oluyor ya; ben en çok tam da bu alacakaranlık manzarasını seviyorum. Doğal ışık en saf haliyle örter görüntüyü. Binaları, tepeleri, ağaçları, otomobilleri, denizi, kedileri ve karşılaştığı her şeyi en çıplak haliyle sunar. Şehir ışıkları ise işbaşındadır yine. ...

Derya Kuzuları

Bu kadar yoğun çalışmasaydım, haftada birkaç gün mutlaka akşam yemeği için mutfağa girerdim. Yemek yapmak terapi gibi bir şey. Sadece mutfakta geçen zamanıyla değil ama; tüm hazırlık süreci de dâhil bu eğlenceye. Çarşıya gidip dükkan dükkan dolaşarak malzemeleri en tazelerinden seçerek almak işin en zevkli yanlarından. Büyük marketleri sevmiyorum. Daha fazlasını ödemek pahasına her bir ...

Ayrıntılar Cumhuriyeti

Küçük şeyler asla küçümsenmeye gelmiyor. Önemsiz gibi görünen detayların esasında hayatımızın bütününde, aldığımız kararlarda veya insiyatifimiz haricinde gelişen tesadüflerde ne kadar da etkin olduğunu zaman içinde anlıyoruz. Çağrışımlar da öyle. Âşık olmak büsbütün bir çağrışım oyunudur. Çağrışım perileri hiç bilmediğimiz bir oyun düzenler. Hoşumuza giden, nefesimizi kesen, tüylerimizi diken diken eden, kalbimizi ürkek bir kuşun ...

Aynanın karşısında

Banyolarda zaman mevhumu yitirilir. Aynalar kara delik gibi yutar ışığı ve zamanı. Aynalardan kimse kaçamaz. Şüphesiz, aynalar zaman konusunda acımasızdır. Yüzünüze tokat gibi vurur geçmişteki yüzlerinizi. Eskimiş bir yüz, sadace sahibine görünür. Yine aynalara sığınırız. Bize biraz değişmemiz için izin verir. Göz yumar gençleşmemize. Her ne olursa olsun, aynalar arkadaştır. Yoksa siz hiç, bir aynanın ...

Zamanın lekeleri

Zaman çok iyi bir oyuncudur. Tuzaklar kurar, komplolar düzenler,  türlü oyunlarıyla sınar. Zamana karşı gelemeyiz. Sadece onun kollarına bırakırız kendimizi. Bir denizin suları çekildiğinde kalanlar, zamanın bıraktıklarına benzer. Bazen lekeler bırakır. Lekeler, geçmişten miras yaralarımızdır. İşin tuhaflığı burada devreye girer: Zamanın açtığı yaraların ilacı, yine zamandır.

Balkanlar, Bizim Havalar

Bazı yabancı şehirlerde kendimi “yabancı” hissetmiyorum. Şarkılar, yemekler, insanlar, binalar ve daha pek çok günlük detayın çağrışımları sayesinde bir yakın akrabalık duygusuna kaptırıyorum kendimi. Bu hissi en yoğun haliyle Balkan şehirlerinde yaşadım. Atina’da taksiye bindiğimde gözüm, dikiz aynasına asılmış tespihe takılmıştı. Sonra mezeler, insanların konuşma heyecanı, sıcak karşılamaları, müzikleri, dansları ve daha nicesi… Hep tanıdık ...

Her Şehrin Zamanı Farklı Akıyor

Bir şehrin ruh haline bürünmek, kalabalığına karışmak ve kaybolmak için yapmanız gereken en önemli şey, o şehrin zaman akış hızına uymak. O şehrin sakinleri nerede ne yapıyorsa aynı yolu izlemek. Aynı hızda adımlar atarak yürümek. Etrafa şaşırmadan bakmak. Belki bu sayede şehir sizi kabul eder. Aynı zaman, aynı gökyüzü altında yaşadığınızı duyumsamanız için bu şart. ...

Renkler, Meyveler, Başka Renkler

Manav dükkanlarını herkes sever. Meyve sevsem de kendimi meyve tutkunu olarak tanımlayamam. Fakat manav dükkanlarını dolaşmak benim için bir resim veya heykel sergisini dolaşmak gibi. Işık çocuk gibi, en iyi meyve ve sebzelerin üzerinde oynar sevdiği oyunları. Öyle güzel parıldar ve renklerin hakkını verir ki, bir görüntüden koku alınabildiğini orada görebilirsiniz. Henüz yaklaşmadan, ta bu ...